BURDUR TARIHI,BURDUR

Burdur, Burdur tarihi, kurtulus savasi

title

BURDUR TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

           

            İlk Burdur:  Polydorion

            Burdur dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Burdur merkez ilçeye yakın Hacılar ve Kuruçay höyüklerinde 10.000 yıl önceye ait yerleşim izleri vardır.1  Burdur merkez ilçe demiryolu  istasyonu civarındaki höyükte (Burdur Höyük veya İstasyon Höyük) erken Bronz Çağı’na ait prehistorik yerleşmeler saptanmıştır. Polydoreion yerleşmesinin bu höyükün olduğu bölge olduğu sanılmaktadır.2 İlk çağlarda Burdur gölü kıyısında Limnombria (göl şehri) adlı bir şehrin olduğu  da bilinmektedir.3 M.Ö. 3. yüzyıla kadar Burdur, Isparta, Antalya’nın  kuzeyi ve Konya’nın  batısını kapsayan  bölgeye ‘’Pisidya bölgesi’’  adı verilmekteydi.4  Bu bölge önce Hitit ve  Frigya sonra Lidya egemenliklerine girdi.  Perslerin Anadolu’yu işgal etmeleri sonucu Pers idaresi altına giren Burdur’un Sağalassos, Kybra ve Kremna gibi yerleşim yerleri   daha sonra Büyük İskender tarafından ele geçirilmiştir. Bir süre Bergama krallığının  sınırları içinde kalan Burdur, bu krallığın sona ermesi ile Roma İmparatorluğu hakimiyetine girmiştir. Roma İmparatorluğunun da 395’te ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma (Bizans)  egemenliği oluşmuştur.  Bizans döneminde  Burdur bölgesine ‘’Polydorion’’ adı veriliyordu.

            Burdur’un İlk  Türkçe Adı: ‘’Tirkemiş’’

            Selçuklular zamanında Malazgirt Zaferinden (1071) sonra Türkmen ve Oğuz kabileleri Anadolu’ya  göç etmeye başladılar.   1071-1100 yıllarında Türkmenlerin Kınalı aşireti doğudan  gelerek  ‘’Polidorion’’ adı ile anılmakta olan Burdur’da Şekerpınar - Hamambendi  olarak bilinen dört ayaklı (dört ayetli) türbenin olduğu yere (Burdur’da eskiden Hıdırellez (Hıdırilyas) kutlamalarının yapıldığı yer) 200 kadar  çadır kurarak  yerleşti.5  Doğudan gelen başka aşiret ve oymaklar da bu bölgelerde köyler kurarak yerleştiler. Çadırların çok güzel sıralanmış olduğunu gören başka bir aşiret beyi “Ne güzel Tirkemiş”  diye takdirlerini belirttiğinden  buraya “Tirkemiş” adı verildi. Tirkemiş’teki  evler derme çatma dam örtülüydü. Ancak Hamambendi-Şekerpınar’daki yerleşim yerinde sel baskınlarının sık olması, çevrenin bataklık olması nedeniyle sivrisinek ve sıtma  hastalığının artması yüzünden bu aşiret bugünkü Burdur çayının kenarına  ve Ulu Caminin olduğu tepenin yamaçlarına yerleşti ve bugünkü  Ulu Cami’nin  olduğu tepeyi Alan-pazarı yaptı.  Bu yerleşim yeri  bugünkü  Ulu Cami civarını içine alan Burdur kalesinin içini oluşturmaktaydı. Kınalı aşireti   o  sırada çevrede bulunan Rumlarla kaynaştı ve onlardan ticaret, nakliye ve  zanaatkarlık öğrendi.6

           

            Tirkemiş’ten Burdur’a

           

            Şekerpınarı–Hamambendi’ndeki Tirkemiş Alan-pazarı civarına yerleşirken  Aşiret reisi bu taşınma sırasında  halkının aile reislerine ‘’sen burada dur’’, ‘’sen de burada dur’’diyerek buraya  yerleştirdi. ‘Polidoryan’ yerine artık  ‘’burada dur’’ veya kısaltılmışı ‘’Burdur’’ kullanılmaya başlandı. Bununla birlikte ‘’Burdur’’ isminin  nereden geldiğine dair bir çok rivayet vardır. Ancak  bunları destekleyecek herhangi bir belge henüz saptanmamıştır.

           

            Burdur Kalesi

            Bugün hiçbir kalıntısı olmayan Burdur Kalesi erken Bizans döneminde MS 1219 yıllarında  mevcuttu.   Çok sağlam olması nedeniyle bu kalede Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev kardeşleri  İzzettin ve Rüknettin’i hapsetmişti. Bu  kalenin üç kapısı vardı. Keyhüsrev’in 1246 tarihinde ölümü üzerine Burdur kalesinde hapis olan İzzettin Konya’ya giderek Padişah yapıldı.7 Eski Burdur Belediye Başkanı Rıza Erdem ‘’Burdur’’ isimli kitabında ‘1924 yıllarında Burdur’da  yanan Yukarı  Çarşı’nın Uzun Çarşı mevkiinde  ve Kazancızade Ziya Bey mağazası hizasında  zeminden 3 metre aşağıda 2 metre genişliğinde kireçle yapılmış kalın kale duvarı çıktığını ve bu duvarın epeyce ilerlediğini, hafriyat yapılan  o kısımdaki  bütün mağazaların  temellerinden çıkarılan  ve kırılan taşların  mağazaların yapımına tamamen yeterli geldiğini’ belirtmektedir.8

 

            Hamitoğulları Sancağı Dönemi ve Ulu Cami’nin Yapımı

             Anadolu Selçuklu sultanlığının yıkılmaya başladığı dönemde 13. yüzyılda Eğridir, Uluborlu, Isparta ve Burdur bölgesinde Hamitoğulları beyliği kuruldu.9  Hamitoğulları beyliği Hamid Bey (Ulu Bey)  tarafından 1302-1303 yıllarından önce  muhtemelen 1297’de  Uluborlu merkez olmak üzere kuruldu.10  Hamid Bey İlhanlılardan  korkusuna  699 Hicri (1300) tarihinde Burdur’da  İlhan Beyi Gazan  Mahmud adına sikke kestirmiştir.11 Hamid Bey 1302 yılları civarında Uluborlu’da ölmüş ve yerine oğlu İlyas Bey geçmiştir. İlyas  Bey, Uluborlu’da oturmakta ve  Isparta tarafını idare ederken, İlyas Bey’in oğlu yani Hamid Bey’in torunu   Feleküddin  Dündar Bey  de  o yıllarda  Burdur’da oturuyordu. İlyas Bey Hamid Beyliğini 1307-1308 tarihine kadar idare etti.12  Hamitoğulları döneminde şimdiki Ulu Caminin olduğu yerde  bir mescit  vardı.  Dündar Bey  Burdur’da emir olarak otururken Hicri 700 /miladi 1300-1301 tarihinde  Burdur’da Ulu Camiyi yaptırdı. Halen Burdur Müzesinde bulunan kitabesinde ‘’Bu imaret-i şerife 700 H. Senesinde devletin ekmel ve Ulu’su olan Hamid oğlu İlyas oğlu Feleküddin Dündar tarafından bina olunmuştur’’ yazmaktadır.13    Ulu Cami’ye o zamanlar Cami-i Kebir deniliyordu ve  damı örtülü ve 3 kapılı idi. Bu cami Çelik Mehmet Paşa tarafından yeniden inşa edilmiştir. Ulu Cami  15 Ekim 1846 tarihinde çarşıda meydana gelen büyük yangın sonucu hasar görmüş  ve 1851 yılında  tamir edilmiştir.14  Ulu Cami ve Üç  şerefeli zarif minaresi 1914  büyük depreminde  tamamen yıkıldı.   Depremden sonra  yapımına başlanan Ulu Cami ancak 1919 yılında  tekrar ibadete açıldı.  Kısacası şimdiki Ulu Cami binası  89 yıllık bir binadır. Bu cami yapılırken ilginç bir olay olmuştur:  Cami yapılırken doğu tarafına bir minare, batı tarafına da saat kulesi temeli atılmış ve her ikisi de şerefeye kadar yapılmış iken  Burdur’u ziyaret eden Evkaf  (Vakıflar) Umum Müdürü caminin batısında yapılan saat kulesini dini bakımdan lüzumsuz görmüş ve saat kulesi inşaatını men etmiştir. Yarıya kadar yapılmış olan minareler bu defa her ikisi de minare olarak hayır sevenler tarafından yapılmıştır.  1955 Burdur İl yıllığına göre Doğu tarafındaki minareyi Şükrü Hacı Nebizade Rıza ve oğulları Şükrü ve Hüsnü Bayer 1930 yılında yaptırmış; mimarı ise Nuri Bey’dir. Batıdaki minareyi ise Mustafa oğlu Hasan Özsarı 1941 yılında yaptırmıştır. Mimarı ise Burdurlu Şaban oğlu Ali Şengel’dir.15   Burdurlu Mehmet Gül ise yaptığımız röportajda  şunları belirtti. ‘’Bu caminin  bir minaresini Hacı Sarıoğlu yaptırdı. Eski Belediye tarafındaki (Belediye Başkanı Çetin Bozcu zamanında yapılan şimdiki Halı Sarayı) minareyi ise Velicanların Şükrü Bey yaptırmıştır (Bakınız: Mehmet Gül ile yapılan röportaj).  

            Dündar bey 1307 veya 1308 yılında   beyliğin hükümet merkezini Uluborlu’dan Eğirdir’e nakletti ve 1317 yıllarında Antalya’yı ele geçirerek  kardeşi  Yunus Bey’i buranın yönetimine getirdi.16  Dündar Bey 721 yılında Eğirdir’de  (o zamanki adı Felekabad)  müstakil beylik sikkesi kestirdi.17 Bu arada İlhanlılar tarafından Demirtaş Noyan genel vali olarak Anadolu’ya gönderildi.  Demirtaş, Anadolu’da İlhanlı egemenliğini kurmak ve Türkmen Beyliklerini ortadan kaldırmak amacıyla  harekete geçerek önce Eğirdir’i kuşattı. Bunun üzerine Dündar Bey  Eğirdir’i terk ederek  Antalya’ya çekildi.  Antalya’yı o sırada Yunus Bey’in oğlu Mahmut  Bey idare etmekteydi. Ancak Demirtaş Antalya’yı  da kuşatmış  ve  Mahmut Bey amcası Dündar bey’i Demirtaş’a teslim etmiş,  O da Dündar Bey’i  1323 yılında derhal öldürmüştür.  Böylece Hamitoğulları Beyliği tamamen İlhanlıların eline geçmiştir.18   İlhanlıların Anadolu valisi Demirbaş (bazı yayınlarda Demirtaş) 1314’te Burdur’u,  1319’da Gölhisar’ı, 1321’de  de Antalya’yı aldı.  Hamidoğulları Beyliğinin başına ise Demirtaş’ın izniyle Mısır’da bulunan İshak Bey’in oğlu Hızır Bey geçti. 1328 yılında  Dündar Bey’in oğullarından Necmeddin  İshak Bey  Mısır’dan dönerek Eğirdir’e geldi ve Hamidoğulları Beyliğininin yönetimini oğlu Hızır’dan  teslim aldı.19 Bu sırada kardeşi  Mehmet Çelebi Gölhisar’da,  Hızır Bey ise Uluborlu’da hüküm sürüyordu. İshak Bey 1335 yılında ölmüştür.20 Daha sonra Hamidoğulları Beyliğinin başına  İshak Bey’in oğlu Hızır Bey ikinci defa gelmiş ve bu arada Gölhisar’da  bulunan İshak Bey’in kardeşi Mehmet Çelebi’nin oğlu  Muzafferuddin Mustafa Bey Burdur bölgesini idare etmiştir.21 Bu arada Muzafferuddin Mustafa Bey zamanında 1344 ‘te Ulucami civarında ‘’Muzafferiye Medresesi’’ yapılmıştır. Hızır Bey ise Eğirdir’de Ulu Bey olarak hüküm sürmüştür. Daha sonra sırasıyla Hüsamüddin İlyas Bey ve Kemalüddin Hüseyin Bey başa geçmiştir.  1389-1390 yıllarında Yıldırım Bayezid’ın Hamidoğulları Beyliğini Osmanlı topraklarına katması ile Burdur  Osmanlı idaresine girmiştir.22,23. 1402 yılında Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’nda yenilmesi ile Timur’un oğlu Sultan Hüseyin, Karaman, Teke ve Hamid ili  üzerine gelmiştir.. 1402-1415 tarihleri arasında ise  Teke iline Karamanoğlu Mehmet Bey  hakim oldu. Bu sırada Hamidoğlu Osman  Çelebi  Karamanoğlu tarafından desteklenmişti.  1423’de Osmanlı Sultanı II. Murat zamanında Hamitoğlu Beyliği tamamen ortadan kalktı ve bütün arazileri Osmanlıların eline geçti. 24 

 

            İbn-i-Batuta Burdur’da

            Ünlü Arap seyyahı İbn-i Batuta 1331’de Burdur’a geldi. İbn-i Batuta anılarında Burdur için ‘’ Burdur, akarsuları bol, bağlık ve bostanlık küçük bir kasabadır. Kalesi yüksek bir tepenin üzerindedir. Buraya geldiğimizde  hatibin evine  misafir olduk Ahiler  (Esnaf teşkilatı) toplanıp geldiler. Bizi misafir etmek istediklerini bildirdiler. ‘’ demektedir. 25,26

 

           

            Osmanlı Döneminde Burdur : ‘’ Has Türkmen ‘’  veya ‘’Türkmen Halis’’ Kazası

            Yukarıda belirttiğimiz gibi Burdur 1390, 1391 yıllarında  Osmanlıların  eline geçti ve Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyine  bağlandı. Osmanlı zamanında Burdur’da hiçbir eser yapılmamıştır. Sadece ‘’Çeşmedamı’’ adındaki çeşme binası 1501 yılında Osmanlı şehzadesi Korkut’un hekimi Hamza oğlu Ali tarafından yaptırılmıştır.  Burdur Türkmenlerin ve sarıkeçili aşiretinin yatağı olduğundan  Osmanlı döneminde ‘’Has’ı Türkmen’’  veya ‘’Türkmen Halis’’ diye anılırdı.

            Burdur’da 1478 yılında yapılan Tahrir (nüfus sayımı)’de bir Hıristiyan mahallesi  ve  üç Müslüman mahallesi  olmak üzere dört mahalle yazılmıştır.  Üç Müslüman mahallesi Cami, Burcu Mescidi ve Yeni Mescid adını taşıyordu. O tarihte bu üç mahallenin nüfusu sadece 126 neferden (erkek) oluşuyordu ve en kalabalık semt 70 neferle (erkek) Cami mahallesiydi.  Hıristiyanlar ise 40 neferdi.  1522 tarihli Defter-i Mufassal-ı Liva-i Hamid’e göre ise  Burdur’da 216 hane Müslüman 22 hane Hıristiyan yaşıyordu ve toplam nefer (erkek) sayısı 408’e çıkmıştı.27 Müslüman mahalleleri sur içindeydi ve sur dışında 41 evlik Rum ve Ermenilere ait bir mahalle bulunuyordu. Karasenir, Manastır (Necati) ve Yenice mahalleleri de sur dışında  Köy olarak geçmekteydi. Bunların en büyüğü Cami Mahallesiydi.28

            16. yüzyıl başında meydana gelen Şahkulu Baba Tekeli isyanında (1511 yılı) Burdur şehri de zarar gördü. İsyancılar şehrin kadısını ve bir kısım halkı katlettiler.  Bu nedenle Burdur ve köylerinden  başka yerlere sürgünler oldu ve bazı köyler boşaltıldı.29   Bu isyandan sonra 1583’te oluşan  Suhte İsyanları da Burdur’u etkiledi ve 1587’e kadar sürdü.30  Arkadan oluşan  Celali İsyanları da Burdur’a zarar verdi.  1596  tarihinde isyancılar 4-5 bin kişiyle Isparta, Burdur ve Denizli köylerinde soygun  yapmıştı. 31             

1522 yılındaki bir deftere göre Burdur şehrinde 238 hane vardı ve bunların 113’ü Cami mahallesindeydi.32 1568 tarihli bir deftere göre ise şehrin büyüdüğü ve hane sayısının 379’a,  nefer sayısının 773’e çıktığı,  (bunların 339’u Müslüman 40’ı Hıristiyan) eski mahallelere ilave olarak Debbaghane (Tabak), Mehmet Kethüda, Demir Mescidi, Karagöz Mescidi, Nurullah Çelebi Mescidi isimli yeni  mahalleler kurulduğu görülmektedir.33 Debbağhane yani dericilikle uğraşılan yerin adı olan Debbağhane mahallesinin günümüzdeki Tabakhane veya Tabak mahallesinin kökeni olduğu düşünülmektedir. 34  Burdur şehri Hıristiyanların oturdukları mahalle ile birlikte  17 mahalleden oluşmaktaydı. Bu yeni mahallelerin çoğu 1522’den sonra kurulmuştur.35

            1700’lü yıllarda Burdur Hamideli Valiliğine (merkezi Isparta olan) bağlıydı. Hamideli Valiliğinde  1743-1745 yılları arasında bulunan Çelik Mehmet Paşa yılın belirli zamanlarında Burdur, Isparta ve Antalya’da otururdu ve kendisine bağlı  kazalara bilgili Subaşı ve kaymakamlar gönderip iyi bir idare göstermişti.36 Kendisinden sonra evladı miriman Sait Paşa  1780’de Vali oldu. 1781’de ise Burdur ve Isparta Kütahya’da bulunan Anadolu Genel Valiliği ve Seraskerliğine  bağlandı. Sultan III. Mustafa Döneminde (1757-1774) Derviş Mehmet Paşa Burdur’da bir kütüphane yaptırdı. I. Abdülhamid dönemi (1774-1789) sadrazamlarından  Burdur doğumlu Halil Hamid Paşa da Burdur’a başka bir kütüphane yaptırdı. Sadrazam Halil Hamit Paşa Burdur’da  1736 yılında doğmuştur. Babası Çelik Mehmet Paşa kitapçısı Mustafa Efendi, annesi Ispartalıdır. Burdur’da tahsilini ve gençliğini geçirdikten sonra   annesi ile Isparta’daki dedesinin yanına gitmiş, daha sonra İstanbul’da arzuhalcilik yapmaya başlamış, sonra  saraya girmiş ve yükselmiştir. 1785’de Bozcaada’da katledilmiştir. 37

            18. yüzyıl sonlarında Osmanlı idari teşkilatında değişiklik yapılarak  yeni ‘’has’’ lar oluşturuldu ve  yeni oluşturulan ‘’Terkemiş’’ has’ı Burdur’u içine aldı. Bu has’a o zamanlar ‘Has-ı Türkmen’ adı veriliyordu. Burdur, Terkemiş  has’ının   merkezi idi. Ağlasun, Gölhisar, İncili (Bucak) ilçeleri ve Erle (Yeşilova) nahiyesi ve Acıpayam nahiyesinin bazı köyleri Burdur’a bağlıydı  Terkemiş hassı ise  Hamid Sancağına bağlıydı. Hamid Sancağının merkezi ise Isparta idi.38  II. Mahmut döneminde (1808-1839) Burdur’da Şeyh Mustafa Efendi Kütüphanesi adıyla bir kütüphane daha açılmıştır.

            17. ve 18. yüzyıllarda Burdur’da bey ve paşalarca konak, han ve hamamlar yapıldı. Taşoda, Çelik Mehmet Paşanın yaptığı ve sonra Baki Bey’lerin almasından dolayı bugün  adı Baki Bey konağı olarak bilinen Baki Bey Konağı, Taş Camii, Şeyh Sinan Cami gibi eserler bu dönemde yapıldı.39

            19. yüzyılda kurulan Burdur Sancağı Konya’ya bağlandıktan sonra  Burdurlu olan Konya Valisi Tevfik Paşa 1830’da Burdur’da  Ulu Cami’nin yakınına ve Alaca Pazarı olarak bilinen yere bir saat kulesi yaptırdı. Bu saat kulesinde (şimdiki saat kulesinin 20 metre batısındaydı) büyük bir çalar saat vardı ve 25 metre yüksekliğindeydi.40  Saat Kulesi 1914 depreminde tamamen yıkılmış ve yeniden 1936-1937 yıllarında Azim Demir Ticarethanesinin sahibi Hacı Rıza tarafından yaptırılmıştır. 1955 yılında saat kulesinin altında lastikçi dükkanı vardı. 41 Burdur Kültür Envanteri 2007 kitabında Saat Kulesi’nin 1936 yılında Hacı Ali Rıza Demir tarafından yaptırıldığı, altında bir dükkan olduğu, saatlerin birkaç seneden beri çalışmadığı yazılıdır.42

            Böcüzade Süleyman Sami   o tarihlerdeki  (18 ve 19.  yüzyıl) sosyal durumu   şöyle anlatmaktadır: ‘’köylerin çoğu çiftlik haline getirilmiş,  asıl toprağı işleyen ve buralarda oturanların hiç bir hakları olmamış, bunlar mutasarrıfların, Beylerin ve mensuplarının esiri ve eciri haline gelmiş; Beylerin, Mutasarrıfların ve Amirlerin yollu yolsuz her türlü emir ve isteklerine boyun eğmek zorunda kalmışlardır.’’ 43  

19. yüzyıl sonlarında  1884’te Burdur’da büyük bir yangın çıkmış ve  yukarı çarşının önemli kısmı ve 150 ev yanmıştır. 

1305 hicri tarihli Konya Vilayeti Salnamesinde Burdur’da yedi adet gülyağı yağhanesi olduğu  ayrıca  şehirde 5213 ev, 648 dükkan, 6 değirmen, 34 deri işleme hanesi (debbağhane), 4 han, 6 hamam ve 24 cami olduğunu belirtilmiştir.44 

           

           

            Senirkentlilerin Burdur’a Göçü

            Burdur’a 1800-1827 yılları arasında eşkıya baskısı nedeniyle Uluborlu ilçesinin Senir köyü (Senirkent)  halkından  100 hane (bazı kaynaklarda 200 hane)  kaçarak  Burdur’a  göç etmiş ve Yenice mahallesine yerleşmiştir.  Bu göç daha sonra da devam etmiştir. Dokumacılığı Burdur’a getiren ve yayan Senirkentliler bugün Burdur nüfusunun önemli bir kısmını oluşturmaktadır. 1955 Burdur İl Yıllığına göre 1955 tarihinde Burdur’da 1300 hane Senirkentli vardı.45 Bunların hemen hemen hepsinin evinde dokuma tezgahları vardı. ( Rahmetli dedem ve babaannemin  bu tezgahlarda saatlerce çalıştıklarını çocukluğumdan  hatırlarım. Sonra bu tezgahlar kalktı ve bu kişiler  halı dokumaya başladılar, Yazarın Notu).

            Bu sırada Divanbaba (Değirmenler) mahallesinde ağaç işleri ile uğraşan ve halk arasında tahtacılar denen bir topluluk da vardı.46

            Rum ve Ermenilerin  şimdiki Zafer, Tepe ve Manastır (Necatibey) mahalleleri civarında yerleştiği bilinmektedir. 1800’lü yıllarda Mısır’dan göç eden bir  topluluğun önce Adana ve Mersin’e  yerleştiği sonra bunlardan bir  kısmının  Burdur’a geldiği;  Üçdibek ve Sinan mahallelerinin olduğu yere yerleştikleri  de bilinmektedir. 47 

             

 

            Burdur’un Sancak (Mutasarrıflık), Liva ve Vilayet  Olması

            1768-1837 yılları arasında Kütahya iline bağlı mutasarrıflık olan  Burdur 1839 Gülhane Hattı Hümayunu  ile Konya ili Isparta Kaymakamlığına bağlı Muhasıllık (idare amirliği- Nahiye)  haline geldi.  Böcüzade Süleyman Sami tarihine göre Burdur ve Isparta 1801’de ayrılarak Mütesellimlik olmuştur. 48  1823 ‘te Burdur tekrar Isparta’ya bağlanmıştır. 1832’de ise Genel Nüfus Sayımı amacıyla  o zaman ‘’Türkmeni Has’’ denilen Burdur’a Mustafa Bey adında birisi görevlendirilmiş ve Burdur Isparta’dan ayrılmıştır. 49 Çok geçmeden aynı yıl (1832 yılında) Isparta’da  veba salgını olduğundan Isparta’da  Karantina Binası olarak yapılan bina onarılarak Kışla haline getirilmiş ve askeri birliklere verilmiştir. Askeri idarenin merkezi Isparta olduğundan, Burdur Mülki İdaresi tekrar Isparta'ya bağlanmıştır. 50  1850’de  Burdur Isparta’dan tekrar  ayrılarak kaymakamlık (kaza) olmuş ve Konya’ya bağlanmıştır. Muhassıl olarak Ahmet Bey tayin edilmiştir.

             1839 veya 1840 yılında  Burdur’da bir ayaklanma olmuştur. Bu dönemde Burdur idare  amiri (Nahiye Müdürü) olarak  Hacı Ömer oğlu Çiloğlu Mustafa Ağa  görev yapmaktaydı.  O yıllarda Çiloğlu ailesi ile Çelik Paşa oğulları arasında  Nahiye müdürlüğü yapmak için devamlı bir rekabet ve husumet vardı.  Yenice mahalleliler  Mustafa Çiloğlu’na karşı çıkıyorlardı. Yenice mahalleye verginin (salma)  fazla yazılmasını bahane eden bazı kışkırtıcılar halkı ve özellikle Yenice mahallelileri isyan ettirerek Hükümet binası olarak kullanılan  Çiloğlu Konağını bastılar ve  Hacı Ali Ağa, Mahmut Efendi, Hüseyin Efendi ve  Osman Efendi ismindeki jandarma  zabitini  öldürdükleri gibi   konağı da ateşe verdiler. Nahiye müdürü Mustafa  Ağa  fedakar bir adamı sayesinde canını kurtarmış ve  zor  kaçmıştır. Başsız kalan Burdur’da birkaç ay çok kötü ve asayişsizlik ile geçmiştir. Bu olaya’’Fetaret Olayı’’ adı verilmiştir. Mustafa Ağa daha sonra Konya Vilayeti’ne, orada sonuç alamayınca da İstanbul’a gider ve Saray’da derdini anlatır. Saray tarafından İbrahim Paşa ve Miralay Yusuf Bey kumandasında iki tabur Arap askeri Burdur’a gelir ve Susamlık tepesine toplar yerleştirilir. Asiler yakalanır ve çeşitli şehirlerdeki hapishanelere gönderilir. Bir kısım Beyler ise (Hüseyin, Reşit, Mahmut Bey gibi) Tekirdağ, Çanakkale, Kütahya ve Edirne’ye sürgün edilir. Bu beyler birkaç senelik sürgünden sonra Burdur Müftüsü Hacı Abdurrahman Efendinin tanıdığı Saray Muallimi Mehmet Efendi sayesinde  affedilerek Burdur’a dönerler. ‘’Fetaret Olayı’’ denen bu olay böylece kapanır ve Burdur Kaza olur. Bu olaydan etkilenen  Aşık Vecai Fetaret olayıyla ilgili bir destan yazar. 51,52, 53

            19. yüzyılda  Burdur beylerin egemenliğindeydi. Her beyin üç-beş tane köyü ve arazileri vardı. Büyük nüfus besleyen bu beyler Konaklarda yaşarlardı.

            Burdur’un zenginlerinden Saden oğlu  Hacı İsmail Ağa  ve diğer Burdur  beyleri 1872 yılında  İstanbul’a giderek hazineye ödenmesi gereken fazla ödeneği ve maaşları şahsen vermeyi kabul ve taahhüt ederek çok istedikleri  Burdur’un Isparta’dan ayrılarak bağımsız sancak (mutasarrıflık)  veya kaza olmasını sağlamışlar ve Burdur’a Çeltikçi Çiftliği sahibi olan  Çatalca Mutasarrıfı Ali Rıza Paşa’nın  kardeşi Halil Bey  Mutasarrıf olarak atanmıştır. 54,55  O zamanlar Burdur’un en zengin adamlarından biri olan  Sadenoğlu Hacı İsmail Ağa’nın Burdur’a   yaptığı hayırlardan en önemlisi Burdur’a   pınar suyu getirmek ve çeşme yaptırmaktır. 1955 yılında dahi Burdur’da  daha önce Saden oğlu Hacı İsmail Ağa’ tarafından yaptırılmış olan  35 pınar ve çeşme saptanmıştır.56  Burdur Belediyesi ise  1877 yılından sonra kurulmuştur. 57           

1872 yılında sancak olan Burdur’un, Tanzimattan sonra  ilk mutasarrıfı Mehmet (Muhammed)  İzzet Paşa’dır. Mehmet İzzet Paşa bir yıl sonra 1873’de  ölmüş ve  Yenice Mahalledeki Taş Cami (Taşdemir Cami) Mezarlığına gömülmüştür. Bu mezarlık Taşcami bahçesinden girip merdivenleri çıktıktan sonra hemen sağ tarafta  sütun şeklinde bir mezar taşının olduğu yerdedir. 58,59 

1876 yılında Konya Valiliğinde bulunan Burdur doğumlu Müşir Ahmet Tevfik Paşa  zamanında Konya Vilayetinde görev yapan Kahya ve Divan Katibi gibi  Burdurlu memurların girişimiyle Liva merkezinin ve  Osmanlı Bankası’nın  Isparta’dan Has’ı Türkmen  denilen Burdur’a naklolunması ortaya çıkmış, ancak Ispartalıların şikayeti üzerine Konya Valisi Tevfik Paşa bunu  uygun görmeyerek engellemiştir. 60  1867 yılında Isparta Mutasarrıfı Ali Necip Paşa, Burdur kaymakamı Konyalı Serdarzade Abdullah Ağayı azlederek, yerine Isparta kaymakamlığı etmiş bulunan Çelebi Damadı Hüseyin Nesip Efendi'yi atamıştır. 61 

            1870  yılında Konya Valisi olan İngiliz  Sait Paşa Burdur’un Çerçin köyünde Isparta, Burdur ve Antalya delegeleriyle toplantı yaparak tren yolu yapımını konuştu.  1882 yılında Vali İngiliz Sait Paşa Isparta’ya gelmiş ve kendisini Burdur  Mutasarrıfı Akif Paşa ve damadı ziyaret etmişti. 62 

            Konya Vilayeti hicri 1288, miladi 1882 yılına ait 4. defa olarak düzenlenmiş olan Burdur Salnamesinde (yıllığında) Burdur’dan birkaç tepe üzerinde yerleşmiş 4000’ni aşan bağ ve bahçeden oluşan ve akarsuyu bol olan bir kasaba olarak bahsedilir. Burdur çayı üzerinde 4 adet kağgir ve 6 adet ahşap köprü olduğu, bağ ve bahçelerin bu çaydan sulandığı, gölün tuzlu ve balık olmadığı, kasabada 19 cami, 16 mescit, bir Mevlevihane, üç Rum ve bir Ermeni kilisesi, 23 medrese, 3 kütüphane, bir Mekteb-i Rüştiye, 19’u Müslüman, ikisi Rum ve biri Ermeni Sipyan okulu (ilkokul), beş hamam, 6 han, 104 manufaturacı, 8 bakırcı,  38 demirci, 7 çakmakçı,  5 nalbant,  27 semerci,  60 bakkal ve tuzcu, 12 kalaycı, 10 tütüncü, 10 leblebici,  20 hayyat (terzi), 4 kürkçü, 20 berber, 10 mutaf ve helvacı, 7 kahve, 5 dellal,  12 keçeci, 12 kuyumcu, 3 saraç, 80 dikici, 11 kunduracı, 14 boyacı, 5 basmacı, 31 çulha dükkanı, 4 ekmekçi dükkanıyla toplam 537  adet dükkan olduğu, şehir dışı ve  Burdur Çayı üzerinde otuz odası olan bir debbağhane (Tabakhane-deri işlenen yer) olduğu yazılıdır. Yine aynı salnamede 1882 yılında Burdur’da 1857 çocuğun sibyan okullarında, 1005 talebenin medreselerde eğitim gördüğü, ipek tohumu için ahalinin dut fidanı dikme hevesinde olduğu,  her çeşit bez ve alaca kilim ve dokuma olduğu yazılıdır. 63 

            Burdurlu Tarih Öğretmeni sayın Osman Koçibay’ın Türkçeleştirdiği Rumi 1330 (1914-1915)  tarihli Konya Vilayeti Salnamesi’nde (yıllığında)  şu ilginç bilgiler vardır:

Burdur’a odun ve kömür gölün karşısındaki köylerden kayıklarla nakledilirdi. Bu şehrin  asıl ismi ‘Türkmen Halis’ dir. Burdur kasabasının şimali hariç etrafında mezarlıklar vardır. Memlekette üç tabip, bir aşı memuru ve ‘Sıhhat’, ‘İstikamet’ ve ‘Isparta’ adında üç eczane vardır. Yaşam süresi 55-60 olup havası güzel köylerde bazı kişiler 70-80 yaşını bulur. Kazada 100 yaşını geçmiş olan 300 kişi vardır. Burdur livasında Osmanlı lirası 125 kuruş, mecidiye 20 kuruş olarak işlem görür. On para ve metelik on iki para eder. İngiliz lirası 136 kuruş olarak işlem görür. Burdur’da dimlit, merzivanid, deve gözü, kadın parmağı, razaki, çavuş üzümü, kuş tırnağı, büzgülü, gevrek, akça kara, kaşıklı, beyaz dimlit ve karca tipi üzümler yetişir. Merkezdeki bağlar Dört ayaklı, Akdere, Ortakır, Halil Ağayetti, Hamambendi, Kocabağbaşı, Hıdırilyas, Hacı Hüseyin Köprüsü, Kayapınar, Hiristiyan Kabri, Kaçbaşı, Sığıryolu semtlerinde bulunur. Burdur ahalisi ‘’Burdur Bankası’’ isminde bir banka kurulması için girişimde bulunmuştur. Burdur’un arpa ve buğdayı Baradız (Baladız-Gümüşgün) ve Çardak tren istasyonlarına ve Antalya iskelesine taşınır. Burdur’da Şeyh Bedrettin mezarı civarında vakıfı bulunan bir cami (Ulu Cami) ve bunun civarında zahire alış-satışı için  duvarları kargir ancak ahşap yapılı bir lonca vardır (Eski Belediye binası, şimdiki Halı Sarayı olmalı, yazarın notu). Kasabadan başlayıp göle kadar devam eden bağlar ve gülistanlar (gül bahçesi) vardır. Burdur merkez ve köylerinde 5 adet un ve kereste fabrikası, 4 kilise, 30 değirmen, 7 han ve otel, 6 hamam, 10 çeşme, bir adet şadırvan, 700 mağaza ve dükkan, 500 alaca dokuma tezgahı vardır. Çarşı suyu 86 tarihinde toprak künk ile getirilmiştir. Kayapınar suyu 7 sene evvel getirilmiştir. Burdur ili dahilinde (kazalar dahil) bir polis komiseri ile bir muavin ve beş polis memuru görev yapmaktadır. Polis karakolu yapılmamıştır.

 1906’da Burdur Mutasarrıfı  olan Nazım Paşa Isparta Mutasarrıfı Oldu.64

             Tarihçi Osman Koçibay’ın bana verdiği aşağıda  tamamı verilen ‘Haki’ isimli şaire ait ‘’Burdur’da Medfun Evliyalar’’ isimli şiir Burdur’da  mezarları olan evliyalar ile ilgilidir. Şiirde adı geçen şeyh veya evliyaların isimleri  medrese ve mahallelere (Sinan Mahallesi, Hecin Mahallesi-şimdiki Akın mahallesi, Divanbaba-şimdiki Değirmenler mahallesi gibi) verilmiştir.  Divanbaba mahallesinin adının ise bu mahallede mezarı bulunan Divan Baba’dan ileri geldiği de bu şekilde  anlaşılmış olmaktadır. Şeyh Gaybi’nin mezarı Rıza Erdem’in Burdur kitabına göre  Koca (bazı yayınlarda Hoca) Bali hamamının olduğu yerde, Şeyh Bedrettin’n mezarı ise Burdur Salnamelerine göre Ulu Cami civarındaymış.

 

 

‘Burdur’da Medfun Evliyalar

 

Burdur İli’ni görmek gerek

Her yanları sormak gerek

Burada medfun Piri Baba,

Dahi sergaziyan Hecin Baba

 

Eylemişler bu makamı ihtiyar,

Emsile toplanmış hemin yar.

Dahi Şeyh Gaybi, Şeyh Sinan,

Şeyh Bedrettin hem Baba Divan.

 

Hasan Dede ki emir-i asker,

Gelmiş kudretten bu leşker.

Timurlu Baba dahi meşhur,

Medfeni eşcar ile mestur.

 

Her biri bir hizmetle yayılmış,

Levz-i adayı tathire dağılmış.’

 

 

 

            1955 Burdur İl Yıllığına göre Burdur çayı üzerinde eskiden ikişer gözlü ve kemerli 5 adet kesme taştan yapılmış köprü olduğu, bunlardan şimdi sadece Manastır köprüsünün (1955 yılında)  kaldığı  belirtilmiştir. 1948 yılında Burdur Çayı bir mecraya alındığı (mecrası değiştirilmiş) için köprüler yıktırılmış ve yeniden yapılmıştır. 65

Burdur’da eski medrese  binalarından  1931 yılı itibariyle iki tane kalmıştı. Bunlar Pirkulzade Necip Efendi (Pirkul veya  Bulgurlu Medresesi; Lise Coğrafya öğretmenim  Sayın Yücel Bulgur ve Gülendam Özciğer’in akrabalarıdır. Kaynak: Gülendam Özciğer) medresesi ile Urgancıoğlu medresesiydi.  1955 yılında bunlardan da eser kalmamıştır. 66 

            Burdur  1920 yılında müstakil mutasarrıflık (liva)  oldu. Konya vilayetinden ayrılarak doğrudan hükümet merkezi  İstanbul’a bağlandı.

            29 Ekim 1923’de Cumhuriyet kurulunca yapılan mülki teşkilatla Burdur vilayet oldu. İlk vali  bazı kaynaklarda Ali Suat Bey 67 bazı kaynaklarda ise Faik Üstün Bey olarak geçmektedir. 68

            Burdur Belediyesinde başkanlık yapanlar 1930 yılından önce Hacı Ahmet Efendi, Hacı Ali Beyzade Hasan Bey, Baki Beyzade Ali Bey, Tayyarzade İbrahim Efendi, Baki Bey zade Reşit Bey, Kazancızade Hacı Süleyman, Çiloğlu Fahrettin Ağa, Berber Salih Efendi ve Necip Bediroğlu’dur. 69 

            Burdur’daki Manastır  Mahallesinin ismi Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Mustafa  Necati Bey’in adı verilerek Necatibey Mahallesi olmuştur. 70  

           

            Burdur’u Ziyaret Eden Seyyahlar ve Gözlemleri

            Fransız Poul Lucas   1706 ve 1714’de Burdur’a gelir ve kenti küçük ve şirin bir kasaba olarak tanımlar. Ağlasun çevresinde Sağalasseon yazılı sikkeler bulur. 1836 ve 1833 yıllarında iki defa bölgeye gelen  F. V. Arundell, Lucas’ın bahsettiği Sağalassos ören yerini gezmiş ve burada bir yazıt bulmuştur.71  Arundell’e göre Burdur’da 5000 kadar ev bulunmakta, ayrıca 150 hane Rum, 30 hane Ermeni bulunmaktadır. Ressam Leon de Laborda  1838 yılında basılan kitabında Burdur’da bir tapınak ve bir tiyatro kalıntısı olduğunu belirtir. 1841 ve 1842 yıllarında bölgeye seyyah araştırmacı olarak A. Schönborn, 1872 yılında E.J. Davis gelmiştir.  Cumhuriyet döneminde  Dr. Şevket Aziz Kansu ve ekibi Burdur ve Isparta çevresinde  arkeolojik araştırmalar yapmışlardır.

           

            Kütüphaneler Şehri Burdur ve  Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesi

            Burdur’da 18. ve 19. yüzyılda 9 kütüphane vardı. Bunlardan en meşhur olanı Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesidir.  Diğerleri ise Hatipoğlu Kütüphanesi, Halil Hamid Paşa Kütüphanesi (Recep Mahallesinde), Şeyh Mustafa Efendi Kütüphanesi (Hacı Ahmet mahallesinde), Pirkulzade Medresesi Kütüphanesi (şimdiki Müze’de bulunmaktadır), Hacı Bali kütüphanesi ve Sadenzade Hacı İsmail Ağa kütüphanesidir (Divanbaba camisinde küçük bir kütüphane). 72 

            Burdur’da Sadrazam  Derviş Mehmet Paşa tarafından kurulan ve kendi adıyla anılan kütüphane  Osmanlı Kütüphaneleri içinde sayılı kütüphanelerden birisidir. Bu kütüphanenin  kitaplarının 1687 tanesi halen Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesinde bulunmaktadır.  625 adedi ise İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde tamir için beklemektedir. 18. asrın sonları ile 19. asır başlarında bu kütüphanede 3 kütüphaneci görevli olarak çalışıyordu.  Burdur Sinan Mahallesinde bulunan kütüphane  kütüphanecilik yapan Esat Efendi adıyla da anılmıştır. Bu kütüphane zamanında  kitap sayısı bakımından  emsallerine göre en fazla kitaba sahipti.  1881 yılında 1260 kitap , 1893 ve 1903 yılları arasında ise 4500 kitabı vardı.73  Derviş Mehmet Paşa Hicri 1200 tarihlerinde Burdur’da yüksek alimler yaşadığını görerek burada bir kütüphane yaptırmayı arzu eder ve Şeyh Sinan Mahallesinde oldukça geniş bir arsa satın alarak buraya kagirden bir bina yaptırır. 12 yıl sonra bu arsanın bir köşesine Giyabi Baba isminde bir mürşidin makberesi de yapılmıştır. Kütüphanede lahyei saadet de vardı. İlgisizlik yüzünden harap olmuştur. 74 

            Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesi bugün Oluklaraltı  Caddesi Şeyh Sinan  Cami karşısındaki Hoca Balı Hamamı bitiğinde 21 ve 23 nolu ev olarak  yer almakta ve ilgisizlik yüzünden maalesef ortadan kalkacağı günü beklemektedir. 75       

 Küçük bir şehir olmasına rağmen bu kadar çok kütüphanenin olması o zamanlar Burdurluların  okuma yazmaya ne kadar önem verdiğinin bir göstergesidir.

 

            Burdur’da Yaşam, Halkın  Yapısı, Adetler, Zanaat ve Diğer Faaliyetler

            Burdur’da gülcülük 1894 yılında Yörükoğlu Mustafa Efendinin 2 dönüm gül bahçesi dikmesiyle başlamıştır. 76  Burdur’da 19. yüzyılın ortalarında Şark Halı Kumpanyası isimli şirket tarafından  desenli halılar dokutturulmuştur. 1910-1914 yılları arasında Burdur’da 800 adet tezgah, 2400 adet dokuyucu bulunuyordu.77 1900 yıllarında gülcülük gelişir ve şehirde çok sayıda gülyağı imalathanesi kurulur.  1903 maarif salnamesinde  13 medrese olduğu ve 295 öğrencinin eğitim gördüğü bildirilir.  1906 salnamesinde Hamidiye Kız Mektebinde halıcılık sanatının  öğretildiği  belirtilmiştir.77

            Burdur’da 1900-1923 yılları arasında Türkler ve az sayıda Rum ve Ermeni yaşamaktaydı. 57. Tümen Komutanı Albay Mehmet Şefik Aker’in belirttiğine göre  1918 yılında Burdur ilinde 80.000 Müslüman Türk, 500 Rum ve 60 Ermeni vardı Denizli, Burdur ve Isparta’daki  yerli Rumların hepsi Türkçe konuşurdu. Türkçe konuşan Rumlar, fiziksel olarak ve adetleri bakımından, komşuları Türklere benziyordu. Yine Albay Aker’e göre  Yunan siyasal teşkilatının gayreti ve Rum Patrikhanesi vasıtasıyla  Rumlara Yunanlılık telkin edilmiş ve  bunların bazıları son dönemlerde kendilerini Yunan olarak görmeye başlamışlardı.   Rumlar, sanatkarlıkla, tarımla ve daha çok ticaretle uğraşırdı. Türklerin tarımla kazandıklarını satarak Türklerden daha rahat ve mutlu  yaşamaktaydılar. 78  Burdur’un ‘’Onikidir Şu Burdur’un Dermeni’’ türküsünde de ‘’Onikidir şu Burdur’un dermeni (Değirmeni) / Dermencisi Urum değil Ermeni’’ şeklinde bu vurgulanmıştır. 79  Rumların Burdur’da şimdiki Zafer  Mahallesinde  halen  binası mevcut olan  Panagia kilisesi vardı. Bu kilise mensuplarından bazıları 1875 yılında ayrılarak Metamorfosis Kilisesi ve Agio Yeorgious (Aya Yorgi) kiliseleri  adında iki kilise daha kurmuşlardır. Bunların binaları halen Burdur’da yoktur. Ermenilerin ise Meryem Ana kilisesi vardı. 80           Burdur’da 1918-1920 yıllarında Burdur halkının yardımlarıyla 25-30 yataklı  bir hastane  eski Orman İdaresinin binasında (şimdiki öğretmenevi karşı tarafında) kurulmuştu. Bu hastane İstiklal Harbi’nde Menzil Hastanesi olarak 400 yatağa kadar çıkarılmıştır.81        

Burdur Lisesi ise 1906 yılında kurulmuştur.  1906 yılında  Burdur’daki mevcut üç sınıflı bir Rüştiye iki sınıf daha ilave edilerek beş yıllık bir İdadi oluşturulmuştur. 1915 yılında bir sınıf daha ilave edilerek altı senelik İdadi olmuştur. 1923 yılında  Bir Devreli Lise adını almıştır.  Burdur Lisesi orta mektep kısmı 1944-1945 yıllarına kadar Zafer Mahallesindeki Kilise binasında ortaokul olarak eğitim yapmıştır. 1951-1952 yılında  ise Lise olarak eğitime başlamıştır. 82

 

           

            1914 Burdur Depremi

 

            Deprem  21 Eylül 1330 (3-4 Ekim 1914) Pazar gecesi saat 18:30 sıralarında  7.1 şiddetinde oldu. Yenice ve Cemil mahallerinden yakılmadık bina kalmadı. Bu depremde resmi kayıtlara göre 650 (kaynak:Tarihçi Osman Koçibay), bazı yayınlara göre 1000-1500 kadar insan öldü. Osman Koçibay’da hangi mahallede ne kadar ölü olduğuna dair belge vardır.  Diğer mahallelerde de  çoğu bina (evlerin üçte ikisi) yıkıldı. Şehirde yıkılan bina sayısı 2000 civarındadır; 842 can kaybı, 115 yaralanma olmuş, 10000’ne yakın kişi de açıkta kalmıştır. Deprem öncesi yol inşaatı için Burdur’a gelen işçiler deprem enkazının kaldırılması için bir hafta süre ile çalışmışlar ve 110 kişiyi enkazdan sağ olarak kurtarmışlardır (bakınız Burdur Gazetesi, Tarihi Bir Belge, 9 Ekim 2000, Tarihçi Osman Koçibay’dan temin edilmiştir). Ulu Cami ve Saat kulesi  tamamen yıkıldı. Yıkılmış olan Ulu Cami  Ağlasun’dan gelen kerestelerle tekrar yapılmaya başlandı (bakınız Mehmet Gül ile yapılan röportaj) ve  ancak 3 Eylül 1919’ta ibadete açıldı.83  Yani şu andaki Ulu Cami 1919 yılında yapılmış bir binadır. Burdur’da bugün mevcut olan Saat Kulesi ise 1936-1937 yıllarında Burdur eşrafından demir tüccarı Hacı Rıza tarafından yaptırılmıştır.84 Yıkılmayan binalar ise büyük hasar gördü. Burdur halkı deprem nedeniyle Burdur’un bağlar arası denen yerinde kurulan çadırlarda yaşamaya başladı. Şimdiki istasyonun alt tarafında (göle doğru olan kısımda) olan Kanlıkuyu denen yerde, Dorum Dede Tekkesi 85  civarında çadırlar kuruldu (Bakınız: Mehmet Gül ile yapılan röportaj).  O sırada Konya Valisi Azmi Bey’de  tesadüfen Burdur’da bulunuyordu. Depremden sonra 3  gün  kısa aralıklarla 467 kez küçük sarsıntı oldu. Burdur’da Müslümanların oturduğu taş ve kerpiçten yapılı  dam evlerin hepsi yıkılırken Rum ve Ermenilerin ahşap olan evlerinde  hasar az oldu.  1000’e yakın  insan öldü. Konya Valisi Azmi Bey Burdur’da deprem kurtarma çalışmalarına yardım ettikten sonra  depremin 3. günü Isparta’ya döndü. İstanbul’dan  Doktor Nafiz Bey başkanlığında Hilal-i Ahmer (Kızılay) heyeti Burdur ve Isparta’ya geldi. İki  amele taburu Burdur’a gönderildi.  Denizli ve İzmir’den çadırlar, yiyecekler getirildi. Burdur ve Ispartalı askerler izinli olarak memleketlerine geldiler. Ancak 13 Kasım 1914 tarihinde seferlik ilan olunduğundan izinli gelen askerler acele kıtalarına döndüler.86,87

Depremde hasar gören evlerin inşa ve tamiri için Ziraat Bankası’ndan borç olarak para istenmiş ancak sağlanamamıştı.88 6.12.1914 tarihinde İstanbul Nirengi mühendisi Bedri Bey’le  Isparta ve Burdur haritalarının tanzimi için mukavele yapıldı ve mühendise bir adet neodolit aleti verildi.89 Deprem nedeniyle  binası hasar gören Burdur hapishanesinde bulunan mahkumlar 9.10.1914 tarihinde  Afyonkarahisar Merkez Hapishanesi’ne nakledildi.90  Depremzedelerin ormanlardan bedava ağaç kesmeleri için 13.3.1916 tarihinde   bir kanun çıkarıldığı gibi evi yıkılanlardan beş sene emlak vergisi alınmaması için 17.11.1915’te  kanun çıkarıldı.91 19.12.1914 tarihinde Suriye vilayetinden Burdur ve Isparta depremzedeleri için 25.000 kuruş yardım gönderildi. 92  Depremden 2 yıl sonra 1916’da  Belediye Reisi Hacı Ahmet Efendi tarafından Avusturyalı uzmanlara şehir haritası  ve imar planı yaptırıldı ve imar girişimlerine girişildi. 93  Burdur şehrinin nüfusu 1927 yılında 12.848 idi.

 

 

 

            Çekirge Afeti

            1915-1916 yıllarında çekirgeler bulut halinde gelmiş, güneş görünmez olmuş ve mevcut mahsulün yüzde 70 veya 80’ni mahvolmuştu. Su yolları çekirge ölüleri ile dolmuştu. Bu yüzden halkın çoğu aç kalmış ve  fakir düşmüştür. 94 

           

            Devlet Osmanlı Arşivlerinde Burdur İle İlgili Bilgiler

            Devlet Osmanlı Arşivi taramasında Burdur ile ilgili olarak şu bilgiler bulunmuştur:

           

21.6. 1803’te Sadrazam Halil Hamid Paşa'nın İstanbul'daki evkafı mülhakatından Burdur'da Çeşmecizade Medresesi'ne  kitap dolabı gönderildiği 95

21.4.1827’de Uluborlu'nun Senirkent karyesi (köyü) ahalisinden 300 kişinin  Burdur, Aydın ve sair mahallere nakil ve hicret ettikleri  96

 2.4.1840 Burdur'da vergi tahsisinden dolayı bir karışıklık çıktığı  (Fetaret Olayı olarak anılan olay).  Bu nedenle Burdur tarafına  Miralay Yusuf Bey'in gönderildiği ve  hüsn-i hizmetinden dolayı ödüllendirildiği. Burdur'da vukubulan ihtilalde dahli bulunan şahısların sürüldüğü Burdur'da meydana gelen ihtilal ve isyan neticesinde öldürülenlerin varislerine verilecek paranın, isyanı çıkaranlardan tahsil edildiği,97

1840 yılında Terkemiş Has kazalarından Burdur’a Hazine-i Hassa için alelhesap olarak tahsil olunan meblağın gönderildiği. 98

21.8.1850’de Türkmen-i Has ve mülhakatı olan kazaların Hamid Kaymakamlığı'ndan ayrılarak Burdur kazasına ilhakıyla bir muhassıllık ittihaz olunup, Dergah-ı Ali kapıcıbaşılarından Ahmed Bey'in muhassıl olarak tayin edildiği ve   Burdur sandık eminliğine yirmi kuruş maaşla Hacı Nikola'nın tayin edildiği,99

30.8.1852  tarihinde Hamid sancağından ayrılarak yeniden muhassıllık ittihaz olunan Burdur sancağındaki zabtiye mikdarının elli nefere çıkarıldığı  100

1851 veya 1852’de bir Basma atölyesinin Burdur'a İzmir’den getirildiği.

1853’de Burdur Muhassılı Ahmed Nuri'nin yeni sadrazamı tebrik  ettiği, sonra yerine Şerif Ağa ve sonra İçel Kaymakamı Raif Efendinin Burdur’a kaymakam olduğu

O yıllarda Burdur’da   Sarıkeçili ve Horzum Aşiretlerinin bulunduğu

25.12.1855 Burdur Postahanesi sabık memuru Abdülkadir Ağa'nın münasib bir hizmette istihdam edildiği, 101

1860 yılında Hayriye Tüccarı'ndan Burdurlu Sa'denzade Hacı İsmail Ağa'nın Antalya'lı tüccardan Vasilaki'deki alacağının tahsil edildiği,

1860’da Burdur, Debbağhane (Tabak) mahallesi menzilhane civarında Piri Baba denilen Piri Mustafa Efendi Zaviyesi zaviyedarlığı ile evkafı  bulunduğu,

1872’de Burdur Mekteb-i Rüşdiyesi'ne kitap ve risaleler gönderildiği,

1875 ‘de Burdur Mekteb-i Rüşdiyesi Muallim-i Evveli’nin  Mehmed Nureddin Efendi, Muallim-i Sani’nin  Ali Efendi olduğu,

1886 yılında Burdur'da yangından zarar gören ahaliye her türlü yardımın yapıldığı,

1886’da Burdur Belediye Reisinin  Hasan Bey  olduğu,

1888’de Burdur sancağı dahilindeki Çeltikçi Çiftliği ahalisi ile çiftliğin sahibi  olan ve Burdur Hacı Ahmed Mahallesinde oturan  Reşid Paşazade Ali Rıza Paşa arasında anlaşmazlık olduğu, çiftliğin muhacir iskanı için hükümetçe satın alındığı,

 1888’de Burdur ahalisinden Arslanoğlu Pendelaki'de ele geçirilen bir kaç sahte mecidiyeden dolayı kendisinin de suçlanarak evinin arandığı hususunda Burdur Umur-ı Ruhaniye Vekili Andikos tarafından şikayette bulunulduğu,

1890’da Hamidabad (Isparta) ve Burdur'a iki yüz yetmiş hane Kafkasyadan gelen Çerkes muhaciri geldiği ve Burdur'da bulunan Kafkasya muhacirlerinin Konya'nın Saidili nahiyesindeki Dilimdağı adlı boş arazide iskanlarına karar verildiği,

1890’da Burdur'un tabur merkezi olduğu,

1891’de  Burdur sancağına Bulgaristan’ın  Tırnova şehrinden  muhacirlerin geldiği ve bunlardan birisinin  Mustafa Efendi olduğu,

1891’de Burdur'da  redif deposu (debboy) yapımına başlandığı,

 

8.11.1891’de İzmir’de oturmakta olan  Amerikalı rahip Barthold’un Burdur’da   yapmakta olduğu bina inşaatının Burdur Mutasarrıfı tarafından tatil edildiği. 102  Ancak daha sonra  okul ve mabet yapmasına izin verildiği (Hicri 1328), 103 

1892 yılında Burdur Mutasarrıfının Ahmet Arif Efendi olduğu 104  ve aynı yıl Burdur Sancağında ikamet eden Amerikalı misyoner Barteli’ (Barthold) nin evinin yandığı veya yakıldığı 105  ve külliyetli miktarda tazminat talebinde bulunduğu. Olayın Avrupa gazetelerine yansıdığı,

            14.8. 1894 günü Burdur Hükümet Konağı’nın  yeniden inşa edildiği 106  ve aynı yıl Burdur Belediye reisinin Edhem Efendi 107  Burdur Mutasarrıfının  ise Fehim Paşa olduğu, O yıllarda Burdur’da Cebelzede Ahmet Ağa isminde zengin bir kişi olduğu ve Burdur hapishanesinde Tabip Usturaki efendinin  çalıştığı yazılıdır.

            14.10.1895’te  Burdur Mutasarrıflığına Niğde Mutasarrıfı Mehmet Paşa tayin olur, 1897’de  Mutasarrıf Ali Ratip Bey, 1898’de ise Mutasarrıf Muhlis Bey’dir. 18.11. 1898’te Mehmet Şevki Efendi Burdur Mutasarrıflığına tayin olur.  1899 tarihinde Yenice Mahalle çok kalabalık olduğundan ikiye bölünmesi teklif edilir.

            1900 yılında Burdur Belediye Reisi  İbrahim  Efendidir.108 7.6.1900’de Mutasarrıflığa Mehmet Efendi tayin olur. 2.8.1901’de Burdur Mutasarrıflığına Mahmud Nazım Paşa atanır.109  ve aynı yıl Burdur Belediye tabibi olarak Halil  Efendi görev yapmaktadır.  1901’de Burdur’daki Rum ve Ermeni kiliseleri tamir edilir.

            28.6.1903’te Burdur Hükümet binası yeniden inşa edilir 110  ve aynı yıl Burdur Yoğurtçu Mahallesindeki (şimdiki Zafer Mahallesi olmalı) Rum Penayia Kilisesi ve mektebi tamir edilir.

            1901’li yıllarda Burdur ahalisinden Erzurumluoğlu Mustafa, Hamamcızade Kaptan Hacı Osman Efendi ve bazı kişilerin Mısır’da ikamet ettikleri yazılıdır.111 Aynı yıl Burdur’da bulunan Mehmet Ali Mevlevihanesi tamir edilir (Bu Mevlevihane Ulucami’den çay yoluna inen  yokuşta, şimdiki İstiklal Caddesi üzerinde yokuştan hemen 10-15 metre inince sağdaydı).

1906 yılında    Burdur Mutasarrıfı Mustafa Paşa, 1907 yılında Zihni Paşadır.

10.7.1904 tarihinde   Burdur Belediyesine yurtdışından mızıka bandosu aletleri alınır. 112 12.6.1904’te Burdur Çerçin Köyü civarındaki boş dağlardan  Ispartalı Papaz Yakomi krom madeni çıkarır ve  yarısını ihraç ederken kalan  yarısını Darülaceze’ye bağışlar.113 

27.4.1906 tarihinde Burdur-Tefenni yolunun inşasına başlandığı, 114

 2.5.1906 tarihinde Baki Beyzade Ali Haydar Bey’e Burdur Gölü’nde mauna işletmek üzere bir küçük istimbot işletme imtiyazının verildiği,115

Bucak nahiyesinin  12.6. 1909 tarihinde Burdur’a bağlandığı, 116

25.6.1912 günü Isparta Sancağına bağlı Keçiborlu nahiyesinin Burdur kazasına bağlandığı saptanmıştır. 117  

16.9.1913 tarihinde Burdur mutasarrıflığına Hayri Bey, 25.9.1914’te Abdülvehhab Bey atanır.

8.10.1912’de Burdur Belediye Reisliğine  Baki Beyzade Reşid  seçilmesine rağmen Mutasarrıf tarafından daha ehil olduğu gerekçesiyle Tayyar oğlu İbrahim Bey atanır.118  Ancak durum soruşturulur.

30.12.1906’ta Burdur Mutasarrıflığına Mustafa Paşa atanır.

Birinci Cihan Harbinin çıkışıyla Burdur’da oturmaya zorlanan Rus Jozef Dariç’in  13.8.1923 tarihi itibariyle Beyoğlu’nda olduğunun  saptandığı,

28.11.1914’te Burdur Mutasarrıflığına Rafet Bey tayin olur. 1914’te Osmanlı Meclisinde Burdur mebusu Atıf Bey idi.  18.4.1915’te  Celalettin Bey, 15.8.1916’ta Haşim Bey  Burdur mutasarrıfı oldu.

1.9.1915’te Amerikalı misyonerlere  ait kilise için bir çan alındı.119

4.10.1916’da Burdur ve Isparta’da çekirge istilasından büyük zarar oluştuğu,120 29.1.1917’de Burdur’da depremde yıkılan Mevlevihane’nin tamiri için para ayrıldı ve

aynı yıl Burdur Belediye Reisi Hacı Ahmet  soruşturma geçirdi.121

1918 yılında Burdur’a bazı ecnebilerin nakledildiği,  bazı yabancı uyruklu esirlerin olduğuna dair yazışmalar vardır. Örneğin sivil Fransız esirlerinden fotoğrafçı Kalodil Tavhone Konya’ya  fotoğrafçılık yapmak için gönderilir. 122 Yine Tunus ahalisinden Hacı Mehmed oğlu Hacı Abid, Abdülvahap oğlu Mehmet efendi ve eski Yafa Posta Müdürü Ukraynalı Mişel Viladitrtovski  Burdur’da esir tutulan kişilerden bazılarıdır.

20.3.1919 günü Vasfi Bey Burdur Mutasarrıflığına tayin olur, eski Mutasarrıf Haşim Bey azil olur . 123

3 Eylül 1919 günü Cami-i Kebir (Ulu Cami)’ nin  açılış  töreni yapıldı. Depremde yıkılan Cami’nin tamiratının 1919’a kadar sürdüğü anlaşılmakta.124

6.1.1920 tarihinde Yunaklı eşkıya Ahmed ile Beyköylü Halil İbrahim’in jandarma tarafından ölü ele geçirildiği için bazı köy muhtarlarına teşekkür telgrafı gönderildiği  saptanmıştır. 125